22 Temmuz 2015 Çarşamba

“Ötekileştirme” üzerine

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin (10 Aralık 1948) 1. Maddesinde bütün insanların özgür, onur ve hakları yönünden eşit doğdukları, 2. Maddesinde ise herkesin ırk, renk, dil, din, siyasal ya da herhangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varlıklılık, doğuş ya da başka bir ayırım gözetilmeksizin bu bildiride açıklanan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabileceği hüküm altına alınmış, benzeri düzenlemelere Avrupa İnsan Hakları ve Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (AİHS, 3 Eylül 1953) , Kadınların Siyasi Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (20 Aralık 1952), Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi (20 Kasım 1959), Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi (18 Ekim 1961) gibi uluslarüstü ve uluslar arası antlaşmalarda ve sözleşmelerde, demokratik ülkelerin anayasalarında ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10. maddesinde yer verilmiştir.

Hiç kimse ırkı (etnik kökeni), dili, şivesi, dini, mezhebi, tarikatı, ibadet tarzı, siyasi inancı veya başkaca bir inancı, ulusal kökeni, doğduğu ve/veya büyüdüğü  yer (coğrafi kökeni), toplumsal kökeni (köylü ya da kentli olması), varsıllığı ya da yoksulluğu, engelli olması, cinsiyeti, cinsel tercihleri veya başkaca bir özelliği itibarıyla yek diğerinden ne daha değerli ne de daha değersizdir. Bireyi değerli kılan, toplumda ona itibar sağlayan, onu yücelten nitelikleri aklı, fikri, vicdanı, doğruluğu ve dürüstlüğü (ahde vefası), çalışkanlığı, kurduğu dostluklar, diğer bireylere sunduğu sevgi, başkalarına gösterdiği saygı, hasılı topluma yaptığı övgüye değer her türlü katkıdır. Bundan gayrı kişinin topluma yaptığı herhangi bir katkısı gözetilmeksizin, mensubu olduğu etnik kökeni, konuştuğu dili, inandığı dini, taraftarı olduğu siyasi akım, desteklediği futbol kulübü  (bunlarla sınırlı olmamak üzere) veya başkaca herhangi bir sınırlama gözetilerek  saygıya değer görülmesi, kendisine bir değer izafe edilmesi benimsenen  kriterinin dışında kalan insanların dışlanması ve “ötekileştirilmesi” sonucunu doğurur.

“Ötekileştirme” olgusunun nasıl ortaya çıktığına da değinmek gerekir. Ötekileştirme olgusu sıklıkla demokrasi geçmişi olmayan ya da henüz batılı anlamda demokratik kriterleri geliştirememiş, başka bir deyimle az gelişmiş toplumlarda yönetişim sürecinde bir kısım güruhu etrafına toplayarak iktidarı ele geçirmek ve sonrasında pekiştirmek amacıyla kullanılır.  Bu bağlamda cemaatçilik, hemşericilik, etnik ve/veya dilsel kökene dayalı siyaset ülkemizde yaşanan örneklerden bazılarıdır.

“Ötekileştirme”’nin yaşatılması beraberinde bir lider kültünün de betimlenmesi ve kutsanmasını gerektirir. Cemaatler yönünden şeyhler, hemşehricilik yönünden kanaat önderleri, etnik ve/veya dilsel kökene dayalı siyaset açısından önder olarak kutsallaştırılanlar buna örnek kabul edilebilir.

Sonuç olarak “ötekileştirme” olgusu ortak aklın kullanımı, ortak paydanın yaratılması, adil ve hakça bölüşüm, fırsat eşitliği gibi kavramlara uzaktır, amacı ile bağdaşmaz.

Tüm insanların özgür ve mutlu olacağı bir yaşam alanının tesisi şeffaf, nesnel, adil ve meşru hukuk kurallarının geçerli olduğu, uygulandığı ve etkin biçimde denetlenebildiği, ötekileştirmenin değil liyakatin esas alındığı bir düzende mümkün olacaktır.

Kimsenin kimseyi dışlamadığı, ötekileştirmediği, huzurlu bir dünyada hep birlikte mutlu, mesut yaşamak dileğiyle.


Fatih Selim Yurdakul