13 Kasım 2015 Cuma

Adanma (kutsallaştırma) ve birey (özgür insan) kavramları üzerine

Adanma (kutsallaştırma) ve birey (özgür insan) kavramları üzerine

“Adanma”; doğa üstü bir güç taşıdığına inanılan soyut bir varlığa ve/veya kavrama ya da somut bir varlığa ve/veya nesneye koşulsuz olarak bağlanma,  inanma ve teslim olma halidir. Din ve Tanrı inanışı, evliyalara, yatırlara, türbelere, azizlere, ermişlere koşulsuz inanma ve bağlanma soyut olana,  pirlere, şeyhlere, dedelere, babalara, kanaat önderlerine,  siyasilere (lider kültü yaratma),  inanma ve  bağlanma ise somut olana örnek gösterilebilir.

“Adanma” olgusunda kutsalı (adanılanı) belirleyen, kişinin kendini adadığı soyut ya da somut varlığa  duyduğu sevgi ve korkudur. Kutsal (adanılan) çiğnenmemesi gereken bir tabudur. Kendini adamış olan tabuyu çiğnediğinde uhrevi bir müeyyide (günah) ile cezalandırılacağına inandığı gibi dünyevi bir  müeyyide ile de cezalandırılabileceğini düşünür.

“Adanma” bireyin bir tür kendini hiçe sayması halidir. Felsefe ve Psikanalizde  “Nihilizm” (hiçlik duygusuna kapılma) olarak adlandırılan bu durum bireyin kendi iradesini reddetmesi, kendini acz içerisinde hissetmesi ve kabul etmesidir.

“Birey” kavramına gelince; birey özgür iradesiyle hareket eden, Imanuel Kant’ın deyişiyle aklını esaretten kurtarmış (Sapare Aude), karar verme sürecinde herhangi bir tabuya göre değerlendirme yapmayan, her türlü dogmayı reddeden,  deneyin ve aklın rehberliğinde bilime inanan, önyargılardan arınmış,  eşitlik ve adaleti üstün değer olarak kabul eden, insan ve hayvan haklarına saygı, emek ve üretime değer veren, çalışan ve üreten insandır.

Tabuların yerine bilim ve aklın üstün değer kabul edildiği toplumlar demokrasi kültürü gelişmiş toplumlardır. Bu toplumlarda yükselen değerler, kutsalı yaratmada etken olan “sevgi” ve “korku” gibi öznel (subjektif)  değer yargılarından ziyade,  özünü “akıl” ve “bilim”den alan nesnel (objektif) ölçütler (kriterler) üzerine inşa edilir.

Adanma geleneğinin hakim olduğu toplumlarda etken olan biattir, liyakate bakılmaz, aranılan en has özellik koşulsuz itaattir. İtaat eden makbul (bizden), etmeyen ise günahkardır, asidir, katli vaciptir, en basit tanımıyla ötekidir (yabancı). Buna karşın “birey” kavramının başat gittiği toplumlarda ise liyakat esastır, ötekileştirme lanetlenir.

Adanmış (tabulara karşı gelemeyen insan) zamanla aciz düştüğü hissine kapılır, yılgınlığa sürüklenir, düşünemez, üretemez, egemen güce boyun eğer. Birey (özgür insan) ise düşünür, eleştirir, çalışır ve üretir.

Adanma (biat) kültürü üzerine inşa edilen toplumlar monopolist, tekçi, tekilci, tepeden inmeci bir yapıya dönüşür, yönetime tek adam kültü, karamsarlık ve mutsuzluk  hakim olur. Buna karşın, akıl ve bilim üzerine inşa edilen toplumlarda  ise  bireyler (özgür insanlar) eşit, adil, kimsenin ötekileştirilmediği, liyakatin esas alındığı bir öz yaşam alanını (habitatı) birlikte inşa ederler,  mutlu-mesut yaşarlar,  hayat bayram olur.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder